1 Mayıs 2009 Cuma

sıvaz

Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun, Türk futbolundaki kaosu evrendeki düzensizliğe benzeterek "Futbolumuzda entropi hastalığı var" diye konuştu.

27 Nisan 2009 Pazartesi

Sitemizin Reklam Sloganı

özellikle internette video aleminde videolardan önce çıkan 2 site reklamı dikkatimi çekiyor. biri erotikfurya.com adlı siteden youtube e konan frikik videolarından önce çıkan diğeri de diziport.com da dizilerden önce konan. ikisi de sinir bozucu, ama reklamın iyisi kötüsü olmaz dedirten reklamlar. konuşan adam muhtemelen aynı. harika müzik seçimlerini de o yapmış belli.

neden bizim sitemizin bir sloganı bir videosu bir simgesi olmasın ki? olacaksa da kıvanç arkadaşımın konuşmasını istiyorum reklamda. bi kaç kez sitenin adını tekrarlıycak bi de arap müziğini dayadık mı bitiyo.

31 Mart 2009 Salı

hakımızın arkasındayız


Ben de isterdim arkamda güvenebileceğim biri varken kana kana su içmek. ama olmadı hiç... şu an bunları düşünüp yatıyorum umutla. bir gün çeşmede domalan adam değil de afişte ilerileri gösteren adam olmak istiyorum artık.

29 Mart 2009 Pazar

demos ve kratos

Karşımda duran yeni yapılmış, güzel mi çirkin mi olduğuna henüz karar veremediğim binaya bakıyorum. Aklımda tek bir soru var: Demos halk demekti ama Kratos ne demekti? Orta okuldaki vatandaşlık dersi, dolayısıyla doğan hoca aklıma geliyor. Hayalimde ‘Demos halg, gratos…’ diyor, ama ne yazık ki hayalin orası kopuyor. Zaten gırıggale şivesiyle yunanca kelimeler manasını yitiriyor. Binaya giriyorum, binyüzondokuzuncu sandık… İnanılmaz bir sıra var, demek ki kratos sıra demekmiş diyorum içimden. Sırada herkes var: Komşular, çocuklar, robert deniro’ya benzeyen bakkal abi, mahallenin delikanlıları, tikiler… Sormam gerekmediği halde sıranın sonunda duran mahalle delikanlısına ‘binyüzondokuzuncu sandığın sırası mı’ diye soruyorum ‘evet’ diyor. Hemen analitik düşünüyorum: yaklaşık otuz kişi var, ortalama üçer dakikadan oy verseler, kafadan bi buçuk saat burdayım. Vakit geçmek bilmiyor, tırnağımı yemeye başlıyorum. Arkama biri geliyor hemen malum soruyu yapıştırıyor: ‘binyüzondokuzuncu sandığın sırası mı’, afallıyorum, evet deme sırasının bana geçtiğini üç saniye sonra farkedip cevap veriyorum. Çocuklar yanımdan koşturuyor, 2/C sınıfının önündeyim, binayı süzmeye başlıyorum. Estetikten yoksun ızgaralı florasana gözüm ilişiyor, karar veriyorum çirkin bir bina. Ben böyleyim, hemen yargılar hükmünü veririm, ayağınızı denk alın. Şimdi sıra sende önümde duran kıvırcık saçlı adam. Niye sürekli cevabını bildiğin şeyleri soru cümlesi haline getiriyorsun? ‘Sabah gelsek bu kadar sıra olmazdı, değil mi?’, ‘Şimdi buradakilerin hepsi bizim sokaktakiler, değil mi?’. Kızılcık sopası taşımam lazım yanımda. Tırnak yetmiyor, her bahar dökülmeye başlayan avuç içi derimi koparmaya başlıyorum. Bu arada genç yaşlı herkes mahallenin delikanlısına selam veriyor. Ne alaka? Bu adamların tek olayı trafonun yanında durup, ot içip, mahallede gereksiz gerilim yaratmak değil mi? Niye insanlar bu kadar seviyolar bunları? Neyse, beyni boşa al, vaktin geçmesini bekle. Biraz ilerliyorum. Çok garip diyorum içimden, biraz sonra oy kullanacağım ve birine bana ikametgah verme sorumluluğu vereceğim. Bir yıl sonra büyük ihtimalle burada olmayacağım aklıma geliyor, sıradan çekip gidesim geliyor ama gitmiyorum. Kanyağım yanımda olsaydı keşke diye düşünürken sıranın başına geliyorum. İki tane genç çocuk geliyor yanıma: mahallenin delikanlısı adayları. Diğer delikanlıya selamı çakıp bana dönüyorlar, bi tanesi ‘Abim bi kıyak yap da muhtarlık için şuna ver oyunu.’ diyor. Gülüyorum, içimden keşke mahalle delikanlılarını da yerel seçimde belirlesek diyorum. Sonra seçim vaatlerinde ‘mahallenin delikanlılarını zehirleme veya kısırlaştırma’ gibi bir ibare olan bir muhtar adayı var mıydı diye düşünüyorum. O sırada içerden birisi sıradan bir kişi alabiliriz diyor, içeri giriyorum. Oy verip dışarı çıktığımda aklımda halen tek bir soru olduğunu farkediyorum: Demos halk demekti ama Kratos ne demekti?

28 Mart 2009 Cumartesi

bu dönem düzenli çalışacağım

[Yayımcının notu : Az sonra okuyacağınız eserdeki kişiler ne yazık ki gerçektir. Eserdeki kimi yerlerin diyalogun bütünlüğüne bir zarar getirmeden, okuyuş kolaylığı sağlamak amacıyla kesildigini belirtmek isteriz. Saygılarımızla.]

Merhaba,Sizi bu hafta düşkırıklığına uğratacağım: bu haftayı ödevsiz geçireceksiniz. Böylece çarşamba gecenin küçük saatlerinde yatmanız, ertesi gün 12:57'ye doğru çıktı almanız gerekmeyecek. Konserlere gitmemeniz için de bir bahane kalmıyor artık.
b.s

Bu çok iyi bir haber hocam. Ben de, sizden ödev haberi gelmeyince tembelliğin tadını çıkartıp, Paul Lafargue'in "Le Droit à la Paresse/The Rigt to be lazy" adlı eserini okumaya başlamıştım. Konsere de mutlaka geliyorum bu hafta.
b.e

[bundan bir sonraki e-postada b.e. yalakalıkla karışık olarak konserden öğrendiklerini her zamanki iyikafa uslubuyla anlatıyor. Fakat mesaj biraz uzun olduğundan bu e-postayı yayımlamamayı uygun gördük. y.n.]

Merhaba,Hıncal da B. gibi düşünüyor.
Bu haftaki Pazar keyfi olarak aşağıdakileri sunuyorum:[y.n. burada b.s. ders kitabından bu haftaki ödevi söylüyor ve şöyle devam ediyor:]. Bu problemlere artık ödev (HW: homework) demiyoruz, (THE: take-home exam) evde çözdüğünüz sınav adını veriyoruz. Kolay gelsin,
b.s.

Merhaba Hocam,
Ödevlerin "Take Home" muamelesi görmesiyle, "Midterm" uygulamasından vazgeçeceğimiz sonucunu çıkartabilir miyiz acaba? Bu şekilde çok daha stressiz bir Nisan-Mayıs dönemi geçirip, kendimizi tümüyle ödevlerimize verebiliriz aslında.
Bu arada, bir gün gelip de Hıncal'la aynı fikirde olabileceğimi düşünemezdim :-) . Olsun ama, gerçekler söz konusu olduğunda kaynağın önemi yoktur. Cogitationis poenam nemo patitur.
b.e.

Merhaba,Eğer yağmur damlasına "dur, düşme", ağlayan bebeğe "dur, ağlama", terk edip giden sevgiliye "ne olur, dur gitme" diyebilseydik ve durdurabilseydik onları, vizeler için de "dur, yapmayalım" derdik. [y.n. burada b.s. bi derse ortalama kaç saat çalışılması gerektiğini hesaplıyor ve şu sonuca varıyor:] Yani aşağı yukarı bir memur kadar çalışmak yetiyor.
B.: Cogitationis poenam nemo patitur demişsin Yani hiç kimse sadece düşündüğü için o suçtan ceza çekmez (No one is punished for merely thinking of a crime). Bunu nasıl uygulayabiliriz? Salt kopya çekmeyi düşündüğünüz için, ama çekmememişseniz bile, ceza mı bekliyordunuz?
b.s.

Merhaba Hocam,
Gerçekten ne diyecegimi bilemiyorum. Bütün argümanlarımı birer birer çürüttünüz. Ben en iyisi 180 saati tamamlamak için çalışmaya devam edeyim. Ama elbette bugün degil, çünkü az önce amca oldum, bir yeğenim dünyaya geldi, biraz onlarla ilgilenip kalan zamanimda da zarif bir Wiener çözümü elde etmeye calisacagim.
"Stultum est timere quod vitare non potes" - It is foolish to fear that which you cannot avoid.
b.e.

Bir argüman daha:
Bir vinil plaktan ya da otobüste MP3 kulaklığı ile Mozart'ın Sihirli Flütünü dinlemek var, bir de Kurt Furtwangler yönetiminde Viyana opera ve orkestrasından canlı dinlemek var onu, ya da Mahler'in 9. senfonisini Gürer Aykal'ın 7 metre arkasında dinlemek var. Ev ödevi ile sınıftaki vize arasındaki tat farkı böyle bir şey olsa gerek.
b.s.

[ulan bi haftadır mailime bakamıyorum yine abuk subuk bi mesaj gelecek diye. Ayrıca bu insanlar ne içiyosa bana da aynısından y.n.]

27 Mart 2009 Cuma

yedekten

dostlar, romalılar, yurttaşlar, dinleyin!

ders çalışmamak adına bulduğum tüm uğraşlar tükendiğinden size sesleneyim istedim. seslenecek de bir şey gelmiyor aklıma şu an; ama yazmasam da gidip mehmet ali ile elli sarışını izleyeceğim.


** Bu ne ki şimdi zaman kayması mı? **  

Melihçiğim


Oturanlar (Soldan sağa): Ceketin içine kazak giyen adam, çakma Rıdvan, iki çocuk babası adam, Melih.

Ayaktaki: İnce bıyıklı adam.

Mekan: Tavukçu.