17 Ağustos 2013 Cumartesi

Jölelime


13 Mart 2013 Çarşamba

güzel günlere


ne güzeldir iş yerinde sıçmak,
bir martı gibi hür
leylaklar ve sümbül
evdeki tuvaleti fazla kullanmamak

güzeldir sıçmak iş yerinde,
alışınca güler yüzün her seferinde,
kimileri dese de dur dinle,
dinleme onları bırak hafifçe

beyoğlan der ki telefonunu da götür
mailine bak, karikatürlere gül
stresin azalsın, kendinle övün,
uzun uzun rahat rahat sıç

1 Mart 2013 Cuma

sıkıntılı şiir (konuşma)

mal gibi çalışırdım çalışınca
ahmet gibi mehmet gibi çalışırdım
aybaşında maaşlar yatardı sanki
kiralar aidatlar hep faturalar
hala aklımda tırtlık

iş planı anlatırdın ve to do listleri
bir ceylan gibi sekerdi kelimeler
kartımı basmasam çölleşirdi dünya
müdür yarılır direktör kururdu
insan kaynakları çökerdi üzerime
hala aklımda tırtlık

gün akşam olur otoparkta servisler
ve bir sürü mühendisle çıkar giderdin
bir kez bile unutmadan merhaba demeyi
en ağır küfürleri nasıl da söylerdin
bir dostun kovulduğu gün
hala aklımda tırtlık

15 Haziran 2010 Salı

22 Mart 2010 Pazartesi

Kontrolsüz Deney

Feridun Düzağaç kendisinin yedinci albümünü çıkardığı, zirve yarışında kritik dönemece Bursaspor'un liderliğinde girildiği, güneşin henüz ısıtmaya muktedir olmamasına rağmen başkentlilere çapkınca göz kırptığı, maaşlı çalışanların sigara kalitesinde düşüşe gittikleri, 333. kısa dönemlerin alışveriş listelerine en seksi donlardan bir düzine yazdığı, hayatın işte öyle be reis, biraz buruk, biraz hüzünlü, biraz İbrahim Sadri tadında yaşandığı, Esra Erol'un Evlen Benimle programının 100. bölümü dolayısıyla sabah gazetesine özel bir ropörtaj verdiği, hasretlerin en yoğun olarak hissediği şu günlerde,

var mı buraya uğrayan birileri?

Kafamız mı iyi değil? Nedir?

9 Kasım 2009 Pazartesi

sosyal hayat ve içtimaî mülâhazalar..


lan oğlum!! nereden benim suçum olduğu?? bu iş güç, geçim işleri falan zormuş.. bak melih'e yazmıyor aramızda.. neden?? krallar gibi banka müfettişi herif.. seçkin bir mesleği var.. lüks otellerde konaklıyor.. itibarı var herifin.. geri kalanınız mühendis; altın bileziğiniz var.. bir yol tutturursunuz..

kafaları karıştırıyor hayat.. doğru düzgün mal görmeden yaşadık.. ortamımız sterildi nispeten.. şimdi bildiğin malların altında, yanında; mallar için; mallardan para kazanmaya çalışıyorum.. fıtratım tarumar, tıynetim mütecaviz.. öte yandan mayış düşük.. kış kapıda.. hastayım ulan!!

dün aklıma blog geldi.. kafam iyi değilmiş hanidir.. iyi oldu ki geldi.. gelince ben de buralara kadar geldim.. bu şarkıyı da winstonlara, smithlere, soslara fıstıklara, şivanlara, noumalara; ürdün'de iktisadi görevini yapmakta olan kardeşimiz jöleliye gelsin.. yeşim salkım'dan gelsin.. kardanadam; kardankarı bulasın..

"....yeniden başlasın burada kalmasın
ölüme kadardı hani yeminimiz
şükür hayattasın...."

yazıma burada son verirken, neden böyle olduğuma dair bir coşku vermek istiyorum.. geçen yemekte profesor doktor patlatmaz mı; "ele verir talkını, kendi yutar yeşim salkım'ı.." diye; işte herkes güldü.. hakan uzan'a selamı borç bilirim..

kib..

scs..

mucxxx..

1 Mayıs 2009 Cuma

sıvaz

Sivasspor Teknik Direktörü Bülent Uygun, Türk futbolundaki kaosu evrendeki düzensizliğe benzeterek "Futbolumuzda entropi hastalığı var" diye konuştu.

27 Nisan 2009 Pazartesi

Sitemizin Reklam Sloganı

özellikle internette video aleminde videolardan önce çıkan 2 site reklamı dikkatimi çekiyor. biri erotikfurya.com adlı siteden youtube e konan frikik videolarından önce çıkan diğeri de diziport.com da dizilerden önce konan. ikisi de sinir bozucu, ama reklamın iyisi kötüsü olmaz dedirten reklamlar. konuşan adam muhtemelen aynı. harika müzik seçimlerini de o yapmış belli.

neden bizim sitemizin bir sloganı bir videosu bir simgesi olmasın ki? olacaksa da kıvanç arkadaşımın konuşmasını istiyorum reklamda. bi kaç kez sitenin adını tekrarlıycak bi de arap müziğini dayadık mı bitiyo.

31 Mart 2009 Salı

hakımızın arkasındayız


Ben de isterdim arkamda güvenebileceğim biri varken kana kana su içmek. ama olmadı hiç... şu an bunları düşünüp yatıyorum umutla. bir gün çeşmede domalan adam değil de afişte ilerileri gösteren adam olmak istiyorum artık.

29 Mart 2009 Pazar

demos ve kratos

Karşımda duran yeni yapılmış, güzel mi çirkin mi olduğuna henüz karar veremediğim binaya bakıyorum. Aklımda tek bir soru var: Demos halk demekti ama Kratos ne demekti? Orta okuldaki vatandaşlık dersi, dolayısıyla doğan hoca aklıma geliyor. Hayalimde ‘Demos halg, gratos…’ diyor, ama ne yazık ki hayalin orası kopuyor. Zaten gırıggale şivesiyle yunanca kelimeler manasını yitiriyor. Binaya giriyorum, binyüzondokuzuncu sandık… İnanılmaz bir sıra var, demek ki kratos sıra demekmiş diyorum içimden. Sırada herkes var: Komşular, çocuklar, robert deniro’ya benzeyen bakkal abi, mahallenin delikanlıları, tikiler… Sormam gerekmediği halde sıranın sonunda duran mahalle delikanlısına ‘binyüzondokuzuncu sandığın sırası mı’ diye soruyorum ‘evet’ diyor. Hemen analitik düşünüyorum: yaklaşık otuz kişi var, ortalama üçer dakikadan oy verseler, kafadan bi buçuk saat burdayım. Vakit geçmek bilmiyor, tırnağımı yemeye başlıyorum. Arkama biri geliyor hemen malum soruyu yapıştırıyor: ‘binyüzondokuzuncu sandığın sırası mı’, afallıyorum, evet deme sırasının bana geçtiğini üç saniye sonra farkedip cevap veriyorum. Çocuklar yanımdan koşturuyor, 2/C sınıfının önündeyim, binayı süzmeye başlıyorum. Estetikten yoksun ızgaralı florasana gözüm ilişiyor, karar veriyorum çirkin bir bina. Ben böyleyim, hemen yargılar hükmünü veririm, ayağınızı denk alın. Şimdi sıra sende önümde duran kıvırcık saçlı adam. Niye sürekli cevabını bildiğin şeyleri soru cümlesi haline getiriyorsun? ‘Sabah gelsek bu kadar sıra olmazdı, değil mi?’, ‘Şimdi buradakilerin hepsi bizim sokaktakiler, değil mi?’. Kızılcık sopası taşımam lazım yanımda. Tırnak yetmiyor, her bahar dökülmeye başlayan avuç içi derimi koparmaya başlıyorum. Bu arada genç yaşlı herkes mahallenin delikanlısına selam veriyor. Ne alaka? Bu adamların tek olayı trafonun yanında durup, ot içip, mahallede gereksiz gerilim yaratmak değil mi? Niye insanlar bu kadar seviyolar bunları? Neyse, beyni boşa al, vaktin geçmesini bekle. Biraz ilerliyorum. Çok garip diyorum içimden, biraz sonra oy kullanacağım ve birine bana ikametgah verme sorumluluğu vereceğim. Bir yıl sonra büyük ihtimalle burada olmayacağım aklıma geliyor, sıradan çekip gidesim geliyor ama gitmiyorum. Kanyağım yanımda olsaydı keşke diye düşünürken sıranın başına geliyorum. İki tane genç çocuk geliyor yanıma: mahallenin delikanlısı adayları. Diğer delikanlıya selamı çakıp bana dönüyorlar, bi tanesi ‘Abim bi kıyak yap da muhtarlık için şuna ver oyunu.’ diyor. Gülüyorum, içimden keşke mahalle delikanlılarını da yerel seçimde belirlesek diyorum. Sonra seçim vaatlerinde ‘mahallenin delikanlılarını zehirleme veya kısırlaştırma’ gibi bir ibare olan bir muhtar adayı var mıydı diye düşünüyorum. O sırada içerden birisi sıradan bir kişi alabiliriz diyor, içeri giriyorum. Oy verip dışarı çıktığımda aklımda halen tek bir soru olduğunu farkediyorum: Demos halk demekti ama Kratos ne demekti?

28 Mart 2009 Cumartesi

bu dönem düzenli çalışacağım

[Yayımcının notu : Az sonra okuyacağınız eserdeki kişiler ne yazık ki gerçektir. Eserdeki kimi yerlerin diyalogun bütünlüğüne bir zarar getirmeden, okuyuş kolaylığı sağlamak amacıyla kesildigini belirtmek isteriz. Saygılarımızla.]

Merhaba,Sizi bu hafta düşkırıklığına uğratacağım: bu haftayı ödevsiz geçireceksiniz. Böylece çarşamba gecenin küçük saatlerinde yatmanız, ertesi gün 12:57'ye doğru çıktı almanız gerekmeyecek. Konserlere gitmemeniz için de bir bahane kalmıyor artık.
b.s

Bu çok iyi bir haber hocam. Ben de, sizden ödev haberi gelmeyince tembelliğin tadını çıkartıp, Paul Lafargue'in "Le Droit à la Paresse/The Rigt to be lazy" adlı eserini okumaya başlamıştım. Konsere de mutlaka geliyorum bu hafta.
b.e

[bundan bir sonraki e-postada b.e. yalakalıkla karışık olarak konserden öğrendiklerini her zamanki iyikafa uslubuyla anlatıyor. Fakat mesaj biraz uzun olduğundan bu e-postayı yayımlamamayı uygun gördük. y.n.]

Merhaba,Hıncal da B. gibi düşünüyor.
Bu haftaki Pazar keyfi olarak aşağıdakileri sunuyorum:[y.n. burada b.s. ders kitabından bu haftaki ödevi söylüyor ve şöyle devam ediyor:]. Bu problemlere artık ödev (HW: homework) demiyoruz, (THE: take-home exam) evde çözdüğünüz sınav adını veriyoruz. Kolay gelsin,
b.s.

Merhaba Hocam,
Ödevlerin "Take Home" muamelesi görmesiyle, "Midterm" uygulamasından vazgeçeceğimiz sonucunu çıkartabilir miyiz acaba? Bu şekilde çok daha stressiz bir Nisan-Mayıs dönemi geçirip, kendimizi tümüyle ödevlerimize verebiliriz aslında.
Bu arada, bir gün gelip de Hıncal'la aynı fikirde olabileceğimi düşünemezdim :-) . Olsun ama, gerçekler söz konusu olduğunda kaynağın önemi yoktur. Cogitationis poenam nemo patitur.
b.e.

Merhaba,Eğer yağmur damlasına "dur, düşme", ağlayan bebeğe "dur, ağlama", terk edip giden sevgiliye "ne olur, dur gitme" diyebilseydik ve durdurabilseydik onları, vizeler için de "dur, yapmayalım" derdik. [y.n. burada b.s. bi derse ortalama kaç saat çalışılması gerektiğini hesaplıyor ve şu sonuca varıyor:] Yani aşağı yukarı bir memur kadar çalışmak yetiyor.
B.: Cogitationis poenam nemo patitur demişsin Yani hiç kimse sadece düşündüğü için o suçtan ceza çekmez (No one is punished for merely thinking of a crime). Bunu nasıl uygulayabiliriz? Salt kopya çekmeyi düşündüğünüz için, ama çekmememişseniz bile, ceza mı bekliyordunuz?
b.s.

Merhaba Hocam,
Gerçekten ne diyecegimi bilemiyorum. Bütün argümanlarımı birer birer çürüttünüz. Ben en iyisi 180 saati tamamlamak için çalışmaya devam edeyim. Ama elbette bugün degil, çünkü az önce amca oldum, bir yeğenim dünyaya geldi, biraz onlarla ilgilenip kalan zamanimda da zarif bir Wiener çözümü elde etmeye calisacagim.
"Stultum est timere quod vitare non potes" - It is foolish to fear that which you cannot avoid.
b.e.

Bir argüman daha:
Bir vinil plaktan ya da otobüste MP3 kulaklığı ile Mozart'ın Sihirli Flütünü dinlemek var, bir de Kurt Furtwangler yönetiminde Viyana opera ve orkestrasından canlı dinlemek var onu, ya da Mahler'in 9. senfonisini Gürer Aykal'ın 7 metre arkasında dinlemek var. Ev ödevi ile sınıftaki vize arasındaki tat farkı böyle bir şey olsa gerek.
b.s.

[ulan bi haftadır mailime bakamıyorum yine abuk subuk bi mesaj gelecek diye. Ayrıca bu insanlar ne içiyosa bana da aynısından y.n.]

27 Mart 2009 Cuma

yedekten

dostlar, romalılar, yurttaşlar, dinleyin!

ders çalışmamak adına bulduğum tüm uğraşlar tükendiğinden size sesleneyim istedim. seslenecek de bir şey gelmiyor aklıma şu an; ama yazmasam da gidip mehmet ali ile elli sarışını izleyeceğim.


** Bu ne ki şimdi zaman kayması mı? **  

Melihçiğim


Oturanlar (Soldan sağa): Ceketin içine kazak giyen adam, çakma Rıdvan, iki çocuk babası adam, Melih.

Ayaktaki: İnce bıyıklı adam.

Mekan: Tavukçu.

Filadelfiya

Az önce Alaşehir'in eski adının Philadelphia olduğunu öğrendim. Bildiğin Kenan Evren'in memleketi lan. Bambaşka kafalardayım şu anda.

* Niğbolu da Bulgaristan'da Nikopol diye bi yermiş.

23 Mart 2009 Pazartesi

ikisi de durumdan muzdaripti. ikisi de farklı olmanın nasıl hissettirdiğini biliyordu. ama kısa olanı ilen hep daha çok daşşak geçilmişti afedersiniz. çünkü çük kadardı yaav.

futbol oyunlarında en çok eğlendiğim şeylerden biri "create player" kısmına girip istediğim futbolcuyu yapmak oldu hep. ilk olarak da yapılabilecek en büyük ve en küçük adamları yapıp takımıma almak oldu ama eskişehirspor yönetimi benim sanal alemde yıllardır yapmaya çalıştığım şeyi gerçek alemde yapıp beni çok duygulandırdı. iki damla yaş aktı.

22 Mart 2009 Pazar

doğan görünümlü şahin



yakında "Kıvanç Karakteriniz Hangi Araba? testini çözdü ve sonucu Doğan SLX çıktı." gibicesine bir ibareyle karşılaşabilirsiniz facebook'ta. şimdilik soruları ele geçirmeye çalışıyorum.

o değil de "karakteriniz hangi araba?" nasıl bir ifadedir lan? 

20 Mart 2009 Cuma

bana bir hal geldi


değerli esra ceyhan severler,

yeri geliyor bir takım olaylara sinirleniyoruz, derdimizi anlatamıyoruz, hatta mal konumuna konuyoruz. buna karşı bir kısmımız bir sigara yakıyor kaleci saçlı adam gibi, yeşilaycı tipler çekirdek çitliyor; sonra sakinleşip televizyon izliyoruz. 

hangimiz sabri'nin verdiği tepkiyi verebiliyoruz? bu iyi kafa değil de nedir soruyorum size.! o değil de varoştan delikanlı çıkar diye biliyordum ben, oksijenli saçlı şakşuka kişisi ne güzel de kaçtı ortamdan. esra ceyhan'ın "evet" deyişi de kendisine olan sevgimi bir kat daha artırdı.

bundan sonra en ufak sıkıntıda yerdeyim dayıdoli.

 

hello dogi


o son sigarayı keyifli bir içimle içtim ve söndürdüm. berbere gidip tıraş olucam. dayıdan tüyoları da aldım. pek yakında ankaradayım.

18 Mart 2009 Çarşamba

Yeni transfer

Sayın iyikafa ekibi,

Blogunuza dahil olmak istedim fakat Türkçem biraz kısıtlı. İlişikte "Dönüşüm" adlı eserimin ilk paragrafını bulabilirsiniz. Google Translate kullanıyorum şimdilik kusura bakmayın :ppp.

Saygılarımla,

Franz Kafka

Hamiş: Max Brod sen de yalanmışsın, allah cezanı verecek.

"A.Ş. Gregor SAMSA bir sabah kendini onun yatağında dev bir böceğe dönüşmüş buldu rahatsız rüyalar kimden awoke. Kendisi hakkında yalan olduğunu kendi sabit gibi zırhlı, geri vardı o kafasını bir o da kubbe görüyorduk az kahverengi göbek yatağı yorganı zor pozisyonda ve saklayabilirsiniz üst olan üzerinde sert kemerli parça ayrılmıştır gibi kalkacak hakkında tamamen kapalı slayt oldu. Hangi pitifully ince onun toplu geri kalanına karşılaştırıldı Onun çok bacaklar, helplessly gözlerini önce sallayan."