küsur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küsur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2009 Cuma

Filadelfiya

Az önce Alaşehir'in eski adının Philadelphia olduğunu öğrendim. Bildiğin Kenan Evren'in memleketi lan. Bambaşka kafalardayım şu anda.

* Niğbolu da Bulgaristan'da Nikopol diye bi yermiş.

21 Kasım 2008 Cuma

deneysel imgesel simgesel zırvalama

Fahri tuvaletten döndüğünde karşısında yeni bir kişi oturuyordu. Yeni gelen, meyhanede rakı hariç bir içki tüketilmesinin hoş karşılanmadığını anlamış olacak ki kendisine çoktan bir duble rakı söylemişti. Hoş, bu meyhanenin bira ve şarap bağımlısı müdavimleri de vardı ama yeni gelenler bu içkileri söylemeyi göze alamazdı. Fahri afiyet olsun deyip oturdu. Oturmasından daha bir dakika bile geçmeden adam muhabbete başladı, ama ne muhabbet. Bir saat sonra Fahri adamın muhabbetinden bunalmıştı. Ulan nerden çattım bu adama. Neyse birazdan kalkar, ben de rahat ederim heralde. Off, gidecek gibi de durmuyo pek. Arif abi sen iyisi mi bize bi büyük daha aç. Öyle düşünmekle olmuyor, sesli söylemek lazım bunu. “Arif Abi, bi büyük daha getirsene bize”. Hah, şimdi oldu. Neyse şimdilik sakiniz, bakalım ama daha neler zırvalayacak. Fahri, kısa sessizlik anından istifade edip arkada çalan müziği dinlemeye koyuldu. Önce baterinin sesi duyuldu. Sonra bağlama çağladı, bunun üstüne keman dayanamayıp ağladı. Üçünün sesi beraber meyhanenin sigara dumanı bol havasında süzülüp giderken bir anda Baba’nın sesi hepsini bastırdı: aşkınla ne garip hallere… İşte tam bu sırada uzun zamandır boş rakı bardağına bakmakta olan adam kafasını kaldırıp: “Abi senin durumun aslında tam bir paradoks, hatta Schrödinger’in kedi paradoksu gibi, bilir misin o paradoksu?” Ulan bizi ne zannettiyse pezevenk. Kedinin hayatı atom altı bir parçacığa bağlı, kutuyu açmadan kedi ölü mü diri mi bilemezsin. Peki benim içmem neye bağlı? Bunu olasılık ve belirsizlikle açıkla bakalım. Veya sen bu çalan şarkıyı bilir misin? “Yok, bilmem” dedi Fahri. Adam: “Abi kutuyu açman lazım ne olduğunu, nasıl olacağını görmek için.” dedi bilgiç bir tavırla.

“Saha top oynanmayacaksa ne diye var?” dedi çocuk, bilgiç bir tavırla. Gece bekçisi, elinde top kapısında bekleyen çocuğu kırmamaya karar verdi. Gerçi gecenin bu vakti top oynamak garip bir istekti ve şimdiye kadar çok az kişiye gece gece oranın kapısını açmıştı ama çocuk ihtiyarı bakışlarıyla ikna etmeyi başarmıştı. Otoritesini bozmamak istercesine ağır hareketlerle yerinden kalktı, çekmeceyi açtı, üzerinde yaklaşık yirmi kadar anahtar bulunan kocaman anahtarlığı şangırtıyla aldı. Çocuk sahanın girişine doğru koştu, bekçi arkasından yavaş yavaş geldi. Sahanın anahtarını on küsuruncu denemesinde nihayet buldu. Kilidi açar açmaz çocuk içeri girdi, toprak sahada tozu dumana katarak topunu tepmeye başladı. Gece bekçisi kendine ibo şovdan başka bir eğlence bulduğu için sevinçli, çocuğu izlemeye koyuldu. Tam ihtiyar kenardaki banka oturmuştu ki, çocuğun topu dışarı kaçtı. Çocuk sahadan dışarı topunu almak için çıktı. İhtiyar bekledi, bekledi ama çocuk bir daha gelmedi. Ağır aksak yerinden kalktı, kapıyı açmıştı da ne olmuştu, bir teşekkür bile alamamıştı, durum beklediği gibi olmamıştı. İbo şov bitmemiştir diye umarak kulübesine giderken yolda ölü bir kedi gördü, önem vermedi. Kulübeden içeri girdiğinde ibo şov bitiyordu, ibo ‘muradı böyle’ yi söylüyordu. ben derdimi felekten sordum, felek dedi bu derdin muradı böyle… Kendine çay koydu, bir sigara yaktı, dışarıya baktı. Yağmur başlamıştı, sahadaki toz toprak da yağmurla beraber yere inmeye başlamıştı. O anda televizyondan gelen darbukanın sesi odayı doldurdu dum tak tak.

Tak tak tak. Fahri kapıyı çaldı, evde kimse yoktu.

7 Kasım 2008 Cuma

Denizler Altında Yirmi Bin Küsur Fersah (bölüm II)

Bülent bir yandan yürüyor bir yandan homurdanıyordu. Zeki olayın şokunu atlatamadığından sahile kadar tek kelime etmedi. Sahile yaklaştıklarında uzaktan Pepe’yi gören Bülent “Bu bakkal Hasan iyice iptale bağladı, Halil Abi’ye söyleyelim de bi kulağını çeksin bunun.” diye bağırdı. Pepe cevap vermedi. Yeni gelenlere uyuz olmuş, o yüzden on metre ilerideki merdivenlere oturmuş, sigarasını içiyordu. Cevap alamayan Bülent, bu seferde yeni gelenlerle oturan Ahmet’e bağırdı. Ahmet “Ben de kıl oldum bugun ipneye, abime söledim bakar o icabına.” diye Bülent’i sakinleştirdi. Bu sırada yeni gelenlerden uzun saçlı olan tezgahın içinden bir bira çıkarıp çoktan boşalmış pet bardaklara bölüştürdü. Ahmet, kıvrak bir hareketle bira şişesini denize fırlattıktan sonra yeni gelenlere dönüp “Buranın derdi de bitmiyor işte, nerde delisi var bizi buluyo anasını satıyım, baksana arkaya.” dedi. Kafalar arkaya döndü. Uzun zamandır orada olmalarına karşın çoktan varlıklarını unutturan kravatlı ile sakallı meczuplar halen votkalarını içiyor, kravatlı kendi kendine söyleniyor, sakallı her zamanki gibi dalıp gidiyordu. Ahmet konuşmaya devam etti: “Bunlardan bi tane daha vardı burda...”. Yeni gelenlerden kıvırcık saçlı olan Ahmet’i dinlemiyordu. “...bu kravatlının kardeşi...” Kıvırcık saçlı basit hayatında kendine dert ettiği bir takım sorunları düşünüyordu. “...bunun sesi çok güzeldi bize şarkı sölerdi her gece burda...” Kafasında olasılıklar sikişiyor ama bir türlü istenilen sonuca ulaşılamıyordu. “...neyse bi gün sabah bi geldik bu donarak ölmüş şu Pepe’nin oturduğu merdivenlerde.”. Uzunca bir sessizlik oldu. Sessizliği kravatlının arkadan gelen “haydi lili lili lili lili lili lili yar!” nameleri sekteye uğrattı. Kıvırcık ne olduğunu anlamadan kendine geldi.

30 Ekim 2008 Perşembe

Denizler Altında Yirmi Bin Küsur Fersah

Sokağa yeni çıkmışlardı. Zeki'nin elinde fener, Bülent'in sırtında çuval vardı. Zeki'nin kısa kollarının ucundaki küçük ellerinde tuttuğu fener, bakkalın tezgahını zar zor aydınlatıyordu. Elektrikler kesilmişti. Bülent "Şişeleri getirdik abi tam 13 tane" diye atıldı. "İyi" dedi bakkal bir çekirdeği daha çitlerken. "Kaç para veriyon depozito?". 1 küsur dedi bakkal Hasan. Küsur kelimesi bir anda tüm karanlığın içinden geçip Zeki ve Bülent'in beynine bir kurşun gibi saplandı. Küsur neydi lan sahiden. Heisenberg mezarında takla atıyordu. Bakkal Hasan ölüm vuruşu yapmıştı. "1 milyon beş yüz" dedi. Bu cevap iyice kaybolmalarına yol açtı. 1 milyon beş yüz, 13'e bölünmüyordu. Bu sefer Bülent'ten önce Zeki atıldı. "Tamamdır abi eyvallah".

Yine paraları bitmişti. Bülent hep bira içtikleri iskelede dibe dalmış, 13 tane bira şişesi çıkarmıştı. Zeki'nin elindeki çuvala doldururken "İyi lan 2 ekmek çıkar heralde burdan" diyordu. Fakat Bakkal Hasan tüm hesapları alt üst etmişti. Aslında yüzünün yarısını aydınlatan mum ışığında çekirdek çitlemesi, orjinal bir adam olduğunun ipuçlarını dükkana girerken vermişti...